
İSPİR’DEN/PAZARYOLU’NDAN
İspirli Hatice
Çok zamandır memleketten uzaksa insan, güz yellerinin kuruyan burçakları savurduğu bir mevsimde, taş duvarlara yaslanıp fersiz güneşte ısınırken yaptığı sohbetleri mi özler, yoksa o günlerdeki kendini mi? Ya da yatsınlık olarak kürsünün üstünde yediği kete ile yoğurdu mu? Biz zemheriyi iyi biliriz. Üşüye üşüye gezeriz de iki bardak kıtlama çay ısıtır içimizi. Ara sıra keskin bıçak izleriyle bakarım Ayazman’ın sokaklarına. Bir bakmışsın ay dolunaydayken, gecenin sessizliğinde, ortalık ışık böceklerinin göz kırpmalarıyla aydınlanıyor. Ben yine gecenin gündüze döndüğü saatteyim. Güneşli sözler yazıyorum. Dizans dağlarındaki keklik sesleri uğuldar kulaklarımda. Kolbat evlerinin geniş duvarlı pencerelerindeki buzdan çiçeklere hohlayarak yuvarlak açıp dışarıya baktığımız günler ne günlerdi. İsasor’da bağlardan arhuli giderken ceplerimize doldurduğumuz çağlaları unuttuk mu? Koşkisor’da lor dolması pişirseler ta köyün öte ucundan alırım kokusunu. Gocuktur deresinden yukarı vadilerden yaylalara binbir çiçek serpili. Dangis’te tarlayı sularken; zerdalinin dibinde, tumbun kıyında ekmeğe soğanı katık etmedik mi? Sitenk’de peynir ocaklarındaki bakır kazanların yerini alüminyum kazanlar almış. Koğuns’ta evlerin merteği sökülmüş, sıvası dökülmüş, viranelere ceviz dikilmiş. Karons’un kalacoşunun damaktaki tadı başka olur, hele de Tatar böreği. Vahnas’ta köyün sokaklarını bahar yağmurları yıkar ta ki çapa zamanı gelip yoncalar çiçek açana dek. Koskor’da yayıklar yayıldı mı puğarın başında yıkanır yağlar, taş keser buz gibi suyunda. Kındıs’ın bayırlarında, taze buğday diplerinde; kuluçkaya yatan bıldırcınlar, keklikler nesillerini yetiştirir. Baksi’nin kavrulmuş topraklarına düşen yağmurun kokusu ve köşelerden parıldayan akşam güneşini gökkuşağı tamamlar. İkisor’un bahçeleri meyveye durur, kuşburnu çiçeği hiç yalnız kalır mı, arısı oldukça? Duttur, mor duttur ballanan. Kop’ta Çoruh boyu tarlalarda, Mayıs ayıdır avuçlarımızdaki tohumun toprakla buluştuğu mevsim. Dişans’a yukarı çıkarken “İşte orada yaşamak istediğimiz yer.” deriz. Kompur’da yaz başında, tarlada toprak suyunu çırmak ederken, usanır bir de üstüne gavarların başında nöbet bekleriz. Kanis’te de ne kalmış ki eskiye dair? Terekte duran eski bir radyo, bakır tepsiler, sahanlar ve dedemin tütün tabağı. Varkur’da bostan toplarken salatayı, domatesi paştemala; dutu, zerdaliyi de çepüğe koyarlar. Korkut’un yamaçlarında sararan kuşburnular, sonbaharın habercisidir. Gün dönmüş, otlar sararmış, zaman ve mekân renklerle mühürlenir. Panis’te analar komşuya giderken bile çar başında, yaşmak yüzündedir. Erkeklerin giydiği gömlek değil mintandır. Ali Kahans’a güneş doğmadan önce Gocuktur’un dağlarına doğar erkenden. Şimdi durup, düşünür, duygulanır da insan göğsünde sürü sürü kuşlar kanatlanır. Pencereye vuran yağmur damlalarını seyrederken. Mumans’ta sislerin arasından buz gibi esen rüzgâra inat, bağrında yeşeren dört mevsimde bin bir umudu var. Varinces’de yatsınlık yenir, sırf doymak için değil, bir araya gelmeye vesile olmak için. Gahmut’ta hozan tarlalarda deste biçerken anaların başında ıslanır kara leçek, ırgat başı olup gayret verirken ırgatlara. Şimdi sesim kısılana kadar yazsam hiç yorulmadan. Haykırım konuşsa iç sesim fanusun titreyen alevi yeterdi, ışıklı dizeleri yazmaya…
