
Unutamadıklarımız Kaybolan zamanda yolculuk ederken;unutamadığımız ne çok şey varmış meğer. Babamın zincirli cep saatini mi desem anamın kömürlü ütüsünü mü? Yapağı yünü tarakta tarayıp,teşikte büküp ip yapıp, çorap örüp giydiren daha sonra giydikçe önce tabanları delinen çorapların deliklerini iğneyle ören eller nerede? Tandırın kürsüsünde gaz lambasının ışığında kanaviçe işleyen, beyaz yaşmağa boncuk oyası yapan ellere ne oldu? Hep seksenler, doksanlar diyorlar.. Elliler,altmışlar, yetmişler nerede? Evin bir köşesinde duvara asılı içinde teşikler olan galat( çepük), içinde çeşitli erzak olan yüzleri pırıl pırıl küpler,orta direkte asılı yün heybe, kadife kumaş kırpıklarıyla bezenmiş üzerlik otu süsü tablo gibi… Ya o defter misali hüviyet cüzdanı… Ucu dantelli ve kanaviçeli elbise Örtülüğü,terek örtülüğü… Mısır hopilinden yaptığımız hasır, yün dokuma kilim, cecim.. Ayaklarımıza deriden yapılmış hassıl, çarık.. Hiç unutulur mu? Duvar halıları, yoğurt mayaladığımız seyran bakracı.. Tarlaya yemek götürdüğümüz sefertasları … Kântaman dediğimiz içine tuz koyup hayvanlara götürdüğümüz zamanlar… Ekinleri temizlerken kalburla , gözelle,şadırayla… Kem bükerken elceğin çıkardığı sesi unutmadık. Rengarenk ördüğümüz paspasların içinde ailenin eskiyen yelekleri,sueterleri, hırkaları.. Biz anadan babadan gördüklerimizi unutmayız destekte unutulmaya yüz tutmuş oyunlarımız var cüz, beştaş, aşık atma, çift mi tek mi gibi… Elimizi ot biçerken kestigimizde üç güllü otu taş ile dövüp yaramıza basardık tez iyileştirirdi. İşte böyle hayat devam ediyor. Kimi tarladan geliyor omuzunda kürek elinde çepük.. Kimi Çeşmeye gidiyor elinde ibrik. Bulutlar alçalmış güneş bir var bir yok.. Bahar rüzgarı ellerimi catlatmış ne çıkar? Bir ömre bedeldir İspir’imizin çam kokulu esen bahar yelleri…
Mesaj yaz
Yılmaz Çalışkan’a yaz

Teşekkürler Hatice hanım, teşekkürler yurtta İspir gazetesi genel yayın yönetmeni Yılmaz çalışkan, kültürümüzü tekrar ihya edip hatırlattığınız için.