
BİZ İSPİRLİYİZ GARDAŞ
Denizde yüzüp, sahilde yürümeyi bilmeyiz. Biz bir tarlayı, bahçeyi sularken ıslanan ayaklarımızla bentten su koşmasını biliriz, bir de yayla yokuşlarını çıkıp inmesini. Ahbunlara giderken bize eşlik eden ciciben kuşlarının ta derinden gelen sesleri mutlu eder bizi. Kurbağaların yakından gelir sesleri. Alaca karga misafir var der. Mehlede eşek sesleri ot taşıma zamanıdır. Bağırır biri “Danaları bögelek vurdu gördün mü?” diye. Ne oldu güneşi aradığımız günlere? Şimdi bir eski muhtar çakmağı bulduysam kırık küplerde, gözümde canlanır taş ustasının duvara hibar koyarken tabağasından tütün sarışı. Sağlık ve sıhhat olduğunu bilmeden samanla çamur sıvalı evlerde büyüdük. Çobanlığa giderken çıkınımızda çavdar ekmeğinden dürüm olurdu. Milengaz, löküs kimde vardı ki. Misafir gelince evde yer olmaz, ahırın sekisinde yatılırdı. Gelinin hersi çıkınca anasına gitmesin yeterdi. Bilmem ki benim anam gibi evde bıldırdan kalan herşeyi günletirler miydi? Ama ben o sandığın naftalin kokusunu severdim. Saçımı kemik tarağın ince tarafıyla tararken anam, canım acırdı. Koşarken düşüp dizimi yaraladığımdaki acı hiç kalırdı yanında. Bunu nasıl gülerek anlatırdım ki şimdi? Kelimeler savaşır kalemime gelmeden önce, uzayıp giden beyazlarımla, ömrün tam orta yerinde, şimdi memleketin hangi ahvalini yazayım? Kan’dan geçerken pestil tarlasına uğradığımı mı yoksa Cürenges’in köprüden Çoruh’un buz tutmuş halini seyrederken parmaklarımın ve burnumun ucunun donduğunu mu? Meşeden sırtında odun getirip, kasabada satıp ev ihtiyacı karşılayan da vardı; ta tepelerden gav çıkarıp, getirip, yoğurup, güveç yapıp erzakla değiş tokuş yapan da. Şimdi sılayı rahim var sırada, yollar memleket kokuyor. Bilirsiniz sabah akşam hayranlığımızdan inler köyümüzün sokakları. Tandırda kaynarken bakracın sütü, dalları pencereme uzanan koca dut ağacının gövdesine yaslanıp, yudumlarken tütsü kokan sütümü, güveçte kuru kemikli elma yahnisinin kokusu sarmıştır etrafı. Cırcır böceği; dutları, cevizleri oldurmak için ötermiş, inanma. Patatesten lahana dolması olsa da yesek demedik, yaptık. Tandırın dibinde güveçteki gibi oldu mu, nerede, tadı tutmadı ki? Bir sır vereyim kimse duymasın. Eskiden taş duvarların deliklerine önemli şeyleri gazete kağıdına veya çula sararak saklarlardı. Sanki dolap, sandık, kilit yok. Bir tek ben miydim gaz lambasının duvara gölgemi yansıttığında korktuğum ve ilk eşeğin tayının aştığında çaresiz kaldığım? Terzi de değildik ama küslüklerimizi en iyi kumaşlarla yamayıp saklamışlıklarımız var. Bir insan neyi yitirmişse en güzel onun türküsünü söyler.
12
