İspirli Hatice

Ayaklarımızı yerlere vura vura ağlasak çocukluğumuzun kokusunun sindiği o günler geri gelir miydi acep? Bilirsiniz biz o zamanlar şimdiki çocuklar gibi yemek seçmezdik. Sadece sofra kurulunca kaşık seçerdik. Odun kaşığına işaret koyar arardık.
Bulutların ve güneşin en yakın olduğu yerlere tekbirle tırmanıp oradan aşağı Leylekboğazı, Çörmeli, Hoga, Yağlı’ya giden ayrımlar ne güzel serin yerler.
Gölyurt’ta kış ağır gider, geçit vermez, donduğun yerdir. Demirgöze’de koyun kuzusuyla, şişeğiyle; keçi gıdigiyle, çepigiyle kuşluk meheli pelitlikten, yaylımdan gelir. Paraklarda geviş getirirler.
Persor’un sokakları ekin kokar. Buğdaylar adam boyudur, başaklar eğilmiş. Yunus şifalı suyuyla meşhur. Girbek’te misafirin heybesine yol azığı diye kete, horis koyulur. Bozan’ın süt damları şirat kokar, ağartı kokar. Bereket doludur evleri.
Atürküten’de çiğ düşer yaz mevsimi çimenler. Vakit sabah, insanın içi üşür. Avcı odak noktasıdır yolcunun. Billur sularında alabalık oynar. Akseki’de öküz arabaları ot çeker. Koşmuşat’ın yokuşu yorar mı insanı? İncesu’dur şafak sökmeden kalkar, malı davarı salar, çayırları sularlar. Akpınar’da ne yazlıkları ne de kışlıkları kaldıramazsın. Yazın ortasında akşamları tandıra gömülü bulursun kendini. Cibali’de Kırık’ta Hoga’da otun horumu bağ kadardır, ıslak kemler eşeğin tayında. Zeyrek’te malı davarı evel Allah’a sonra çobana teslim ederler, çobanın azığını da köylü koyar heybesine.
Karahan’da gurbetçiler geleli arabalarıyla tozlu yolları yürünmez olmuş. Karakaya’da insanlar doğar doğmaz büyürler. Sabahın ve akşamın serininde tırpanla çayır biçerken çıkan o çimen kokusuyla olgunlaşırız. Mülk’te peynirle sebze değiş tokuşu yapılır. Vartinik’e gidersen kuymak, mıhlama bir de kaygana yemeden geçme. Yağlı’da kışa nafaka diye kurut yaparlar. Tereyağı, kaymağı, ağartısı bol olur.
Karaseydi insanının ikramı boldur. Peynir ocaklarında yanan tezek kokusu hiç eksik olmaz. Kızılhasan’da yığın yığın har yığarlar otu, bir ay çalışır on bir ay dua ederler. Bahçivank’ın kışı ağır olur, çocukların elleri çatlak çatlak, kızların yanakları al aldır. Değirmendere’de yaz ortasında sabahları kırağı çöker evlerin önündeki küçük bostanlarra.
Rüzgar nereden eserse essin hırçın Çoruh öyle deli akar ki akıntıdan içindeki balıkların başları döner, karaya fırlarlar. Deli dalgaların çığlığı sarp kayalara çarpıp bulutlara uzansa da benim köklerim hep kendi topraklarımda, yeşilden turuncuya sarıya dönüşür durur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir